KİTAPÇIK: İyi Bir Güneş – Ece Ayhan’dan Hikâyeler

  [caption id="attachment_877" align="aligncenter" width="529"] Okumak için Tıklayın[/caption] "İyi Bir Güneş", Ece Ayhan, YAYINPasaj69.org, Haz:...

Devamı.. »

Şiir: Galata Kantosu (Ece Ayhan)

  Üner Birkan'a Benim hiç Çin'de bir ablam olmadı Hiç çiçekçi dükkânım İvan Milinski Üç Galata gecesi Ceneviz kerhânesinde Boyalı kunduralarıma b...

Devamı.. »

İlhan Berk’in Sesinden İki El Şiir

[su_video url="http://pasaj69.org/wp-content/uploads/2016/08/13100073_1097846886905125_1741443205_n.mp4" poster="http://pasaj69.org/wp-content/uploads...

Devamı.. »

“…hakiki değerleri bedensel varlıklarıymış gibi!” (Wassily Kandinsky)

(...)                 İnsanı daha çok aydınlatan diğer tür sanat ise, dönemine özgü hislerden kaynaklanmakla birlikte onların yankısı ya da aynası olm...

Devamı.. »

Ece Ayhan’ın evleri, semtleri, kentleri (1995 Mayıs’ına kadar)

Ece Ayhan hayatı boyunca hiç mülk edinmedi. Bir tavır olarak, şairliğin raconu olarak paradan ve mülkten uzak durdu. Parayı ve mülkü iktidarı temsil e...

Devamı.. »

“Ben kendimi yıkıyorum, gençlere yol olsun diye(…)” / Ece Ayhan Çağlar

      Evet, biz 31 kuşağıyız!       Cemal Süreya herkese, “hangi elle 31 çekiyorsun” diye sorardı. Evet, biz 31 kuşağıyız. Tesadüf tevellüt de tutuyor...

Devamı.. »

“Çok adam kırmışım, özür dilerim….” / Ece Ayhan Çağlar

                                                                                                                                                     ...

Devamı.. »

BULUNTU: Deliler Bayramı (Ece Ayhan Çağlar, 1956)

      Ece Ayhan’a dair araştırmalarım sırasında Yücel Dergisi’nin Nisan 1956 tarihli 6. sayısında karşılaştığım bu şiir,  yayımlanmış kitaplarına girm...

Devamı.. »

Şiir: Galata Kantosu (Ece Ayhan)

 

Üner Birkan’a

Benim hiç Çin’de bir ablam olmadı
Hiç çiçekçi dükkânım İvan Milinski
Üç Galata gecesi Ceneviz kerhânesinde
Boyalı kunduralarıma büyük erkekliğime baktı kaldı
Dişleri kâmilen altın dövülmüş bir kadının yüzü

Peki bu Güzel Avratotu da kim yahu?
Oldum olası ayakta bira içiyor
Galiba yine yüz kişi ütülemiş kayıkta kızcağızı
Biliyorsun işte bira içerken vergi vermek gücüme gidiyor arkadaş
Hem ne demeye o Güllü Agop ukalâsı otobüs paramı çekecekmiş
Eve gitmek istemiyorum pazarlık ederiz hamamda yatarız
Ulan git şimdi milli gelirden söz açma bana defol bas git yıkıl

Mübeccel Mübeccel ben ben olayım da seni hiç anlamayayım ha
N’olur uzat bacaklarını Galata’dan denizlere uzat uzat da
Zırlamadan anlat on ikisi de deli olan kardeşlerini Mübeccel
Anlat kimlerin yüreğinde Kız Kulesi gibi grev çivileri var
Kimler boş sarnıçlara iğilmiş ha bağırır ha bağırır
Sen kahırlanma bana gözlerim Çin’de benim çiçek bahçelerine kaçmış
Benim hiç Çin’de bir ablam olmamış hiç çiçekçi dükkânımolmamış

Geceleri Galata’da gülerken bacaklarımız uzamış alıştık artık ölüme
Diyeceğim şu İvan Milinski: ölüm için ayırdık geceleri gülerken
Galata’da

(27 Temmuz 1957 )


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ayrıca bakınız: Saian – Mübeccel  

 

  Üner Birkan'a Benim hiç Çin'de bir ablam olmadı Hiç çiçekçi dükkânım İvan Milinski Üç Galata gecesi Ceneviz kerhâ...

Devamı »

“…hakiki değerleri bedensel varlıklarıymış gibi!” (Wassily Kandinsky)

wassily_kandinsky-kapak

(…)
                İnsanı daha çok aydınlatan diğer tür sanat ise, dönemine özgü hislerden kaynaklanmakla birlikte onların yankısı ya da aynası olmaz, içinde geleceği yansıtan derin ve etkili bir güç barındırmaktadır.
                Sanat ruhsal yaşantının en kuvvetli unsurlarından biridir ve ruhsal yaşantı, ileri ve yukarı doğru giden, karmaşık fakat ayırt edilmesi kolay ve belirgin bir harekettir. Hareket, deneyimin hareketidir. Farklı biçimler alabilir, fakat aslında aynı içsel düşünce ve amaca dayanmaktadır.
                Daima yukarı ve ileri doğru gitme ihtiyacı, acı ve korkuyla karanlığa gizlenir. Bir safha aşıldığında ve şeytani taşlar yoldan temizlendiğinde, görünmez ve hain bir el yola yeni engeller saçar. Böylece yol, çoğu zaman kesilmiş ya da hepten kapanmış gibi gözükür. Sonra bizim gibi, ama görme kudretine de sahip biri çıkagelir ve bizi kurtarır.
                O, yolu görür ve gösterir. Bazen gücünden kurtulmak ister, çünkü katlanması güç bir derttir bu. Ama yapamaz. Aşağılanan ve nefret duyulan bu adam, parçalara ayrılmış insanlığın ağır arabasını taşlar arasından yukarı ve ileri doğru sürükler.
                Çoğu zaman, dünyadan göçtükten yıllar sonra, insanlar onun bedenini mermerde, demirde, bronzda ya da taşta, devasa boyutlarda yeniden yaratmaya çalışırlar. Sanki teni aşağı gören ve yalnızca ruh için yaşayan bu ulu şehitlerin, bu insanlık hizmetkârlarının hakiki değerleri bedensel varlıklarıymış gibi! Ama böyle bir anıtın dikilmesi, en azından artık pek çok kişinin, şimdi onurlandırdıkları bu varlığın bir zamanlar yalnız başına durduğu noktaya eriştiğini gösterir.

Wassily Kandinsky, “Sanatta Ruhsallık Üzerine”, Çev: Gülin Ekinci, Altıkırkbeş Yayın, Ekim 2015, ss. 30, 31.

(...)                 İnsanı daha çok aydınlatan diğer tür sanat ise, dönemine özgü hislerden kaynaklanmakla birlikte on...

Devamı »

Ece Ayhan’ın evleri, semtleri, kentleri (1995 Mayıs’ına kadar)

eceayhan'ınevlerisemtlerikentleri

Ece Ayhan hayatı boyunca hiç mülk edinmedi. Bir tavır olarak, şairliğin raconu olarak paradan ve mülkten uzak durdu. Parayı ve mülkü iktidarı temsil ettiği için, iktidar kavramı, üleşmek üzerine olduğu için reddetti. Bugüne kadar da başını sokacak bir odası olmadan geldi. Hattâ onun çoklukla kira evi bile olmadı. Datça’da doğduğu (1931) evden, şimdi Çanakkale’de kaldığı yere kadar (çok merak edilen ve çok dedikodusu yapılan) yaşadığı evleri, semtleri ve kentleri ibreti alem olsun diye sıralayalım:

(Ümit Bayazoğlu, Express Dergisi, 27 Mayıs 1995)

Ece Ayhan hayatı boyunca hiç mülk edinmedi. Bir tavır olarak, şairliğin raconu olarak paradan ve mülkten uzak durdu. Par...

Devamı »

“Ben kendimi yıkıyorum, gençlere yol olsun diye(…)” / Ece Ayhan Çağlar

görüşmenotlarıEXPRESS

     
Evet, biz 31 kuşağıyız!

      Cemal Süreya herkese, “hangi elle 31 çekiyorsun” diye sorardı. Evet, biz 31 kuşağıyız. Tesadüf tevellüt de tutuyor zaten. Ben ilk otuzbirimi Jules Verne okurken çekmiştim. Cemal Süreya da ilk otuzbirini bir karikatüre çekmiştir. Yoksulluğa bak, o kadar yoksul ki, resim alacak parası bile yok. Ergin Günçe 31 konusunda tam bir uzmandı. “Sağ elinden sol eline alınca, başkasının eline vermiş gibi oluyor” derdi. Sonra solaklara ssağ elle, sağ elini kullananlara sol eliyle 31 çekmeyi önerirdi, alışılmadık bir eksende gitsin gelsin diye. Cemal Süreya da herkese hangi elle 31 çektiğini sorardı. Soracak tabii, biz 31 kuşağıyız hem de 31 doğumluyuz, sizin gibi doluya değil, hep boşa akıttık.

     İncil Sesli Keçiler           

      Sezai Karakoç hiçbir zaman pes etmedi. Giderek içine kapandı, o da mülksüz şairlerdendir. Ama şimdi cemaati var, “İncil Sesli Keçiler”i. Mülkiyenin kantininden bir kız sevdi. “Pin Pon” şiirini onun için yazdı. Sezai’yi yıllar önce ziyaret ettim. Artık tamamen kopmuştu. Müridleri bizi konuşturmadı, hep lafa girdiler. Cemal Süreya da ziyaret etmek istemişti ama, “benimle görüşmek için randevu alsın” deyince gitmemiş.         

      İsim babası Muzaffer Erdost

      İkinci Yeni’yi ilk keşfeden Pazar Postası ile Muzaffer Erdost’tur, 1956’da, sadece keşfeden değil, aını koyan da odur. Oktay Rifat ise İkinci Yeni’yi 15 gün sonra keşfetti. Aynı yılın aralığında “Perçemli Sokak” adlı kitabını yazdı. Simavi’nin ödül töreninde, “İkinci Yeni’nin babası benim” dedi. Buna ben ve Cemal Süreya tepki gösterdik. Çünkü İkinci Yeni’nin öncesinde hiç görünmemişti. Bana bu duruma ne diyorsun diye sordular, “insan benmerkezcidir, olabilir” dedim. Oktay’ı daha çok TKP destekledi. Genç şairleri çok etkilemiştir. Ama Enis Batur, İzzet Yasar ve Mustafa Irgat bizden, Cemaal’den, benden, İlhan Berk’ten etkilendiler. 

      Evet, biz 31 kuşağıyız!       Cemal Süreya herkese, “hangi elle 31 çekiyorsun” diye sorardı. Evet, biz 31 kuşağıyı...

Devamı »