Tagged by: Ece Ayhan

Ece Ayhan’ın evleri, semtleri, kentleri (1995 Mayıs’ına kadar)

Ece Ayhan hayatı boyunca hiç mülk edinmedi. Bir tavır olarak, şairliğin raconu olarak paradan ve mülkten uzak durdu. Parayı ve mülkü iktidarı temsil ettiği için, iktidar kavramı, üleşmek üzerine olduğu için reddetti. Bugüne kadar da başını sokacak bir odası olmadan geldi. Hattâ onun çoklukla kira evi bile olmadı. Datça’da doğduğu (1931) evden, şimdi Çanakkale’de kaldığı yere kadar (çok merak edilen ve çok dedikodusu yapılan) yaşadığı evleri, semtleri ve kentleri ibreti alem olsun diye sıralayalım:

(Ümit Bayazoğlu, Express Dergisi, 27 Mayıs 1995)

Ece Ayhan hayatı boyunca hiç mülk edinmedi. Bir tavır olarak, şairliğin raconu olarak paradan ve mülkten uzak durdu. Par...

Devamı »

“Ben kendimi yıkıyorum, gençlere yol olsun diye(…)” / Ece Ayhan Çağlar

     
Evet, biz 31 kuşağıyız!

      Cemal Süreya herkese, “hangi elle 31 çekiyorsun” diye sorardı. Evet, biz 31 kuşağıyız. Tesadüf tevellüt de tutuyor zaten. Ben ilk otuzbirimi Jules Verne okurken çekmiştim. Cemal Süreya da ilk otuzbirini bir karikatüre çekmiştir. Yoksulluğa bak, o kadar yoksul ki, resim alacak parası bile yok. Ergin Günçe 31 konusunda tam bir uzmandı. “Sağ elinden sol eline alınca, başkasının eline vermiş gibi oluyor” derdi. Sonra solaklara ssağ elle, sağ elini kullananlara sol eliyle 31 çekmeyi önerirdi, alışılmadık bir eksende gitsin gelsin diye. Cemal Süreya da herkese hangi elle 31 çektiğini sorardı. Soracak tabii, biz 31 kuşağıyız hem de 31 doğumluyuz, sizin gibi doluya değil, hep boşa akıttık.

     İncil Sesli Keçiler           

      Sezai Karakoç hiçbir zaman pes etmedi. Giderek içine kapandı, o da mülksüz şairlerdendir. Ama şimdi cemaati var, “İncil Sesli Keçiler”i. Mülkiyenin kantininden bir kız sevdi. “Pin Pon” şiirini onun için yazdı. Sezai’yi yıllar önce ziyaret ettim. Artık tamamen kopmuştu. Müridleri bizi konuşturmadı, hep lafa girdiler. Cemal Süreya da ziyaret etmek istemişti ama, “benimle görüşmek için randevu alsın” deyince gitmemiş.         

      İsim babası Muzaffer Erdost

      İkinci Yeni’yi ilk keşfeden Pazar Postası ile Muzaffer Erdost’tur, 1956’da, sadece keşfeden değil, aını koyan da odur. Oktay Rifat ise İkinci Yeni’yi 15 gün sonra keşfetti. Aynı yılın aralığında “Perçemli Sokak” adlı kitabını yazdı. Simavi’nin ödül töreninde, “İkinci Yeni’nin babası benim” dedi. Buna ben ve Cemal Süreya tepki gösterdik. Çünkü İkinci Yeni’nin öncesinde hiç görünmemişti. Bana bu duruma ne diyorsun diye sordular, “insan benmerkezcidir, olabilir” dedim. Oktay’ı daha çok TKP destekledi. Genç şairleri çok etkilemiştir. Ama Enis Batur, İzzet Yasar ve Mustafa Irgat bizden, Cemaal’den, benden, İlhan Berk’ten etkilendiler. 

      Evet, biz 31 kuşağıyız!       Cemal Süreya herkese, “hangi elle 31 çekiyorsun” diye sorardı. Evet, biz 31 kuşağıyı...

Devamı »

“Çok adam kırmışım, özür dilerim….” / Ece Ayhan Çağlar

                                                                                                                                                                                   Kartalın yere inmesini bekledim

        foto1       Çok adam kırdığımı kabul edişim, Onat Kutlar’ın ölümüyle başlar. Onat öldü; birden bire düşündüm, Onat benim arkadaşım. Benim dışarıda ameliyat oluşumda çok faydası oldu. Ben tek başıma nasıl giderdim! Onat’ın ölümü çok etkiledi beni. Ben onunla yaşarken boğuşurum, ölmüşken değil. Sorun Onat’ın arkadaşım oluşuydu. Arkadaşımın yaptığını içime yediremedim. Çok sert çıktım adama. Zürih’ten “Gidi Onat Kutlar” diye mektup yolladım. Ona sahip çıkanlara da çok sert çıktım. Cevap Çapan, Önay Sezer, Can Yücel ve karısı bana, iadeli-taahhütlü ve ortak imzalı mektup yolladılar. “Sen kara çalıyorsun” diye. Zürih’te aldım mektubu irkildim. Cevap olarak “dedikleriniz doğrudur” diye iki satırla karşılık verdim. Ferit Edgü’ye “senin namusunu çarçafa dolar, dörde katlarım” dedim, “bana öyle namuslu gözükme” dedim. Önay Sözer’e, “derin puşt” dedim. Leyla Erbil bana tokat attı. “Mahkemeye ver!” diye bağırdı. Türkiye’de adliye var mı? Nasıl mahkemeye vereceğim? Günlerce aradım onu, kartalın yere inmesini bekledim. Stella’yı bile bu yüzden kırdım. Bu olayda Jak Kamhi bile yer aldı biliyor musunuz? (Jak Kamhi’nin Türkçesi Yusuf Çiftçi’dir.) Stella arkadaşı Kamhi’ye sahip çıktı. Ona srdum, “bu işi gayri şahsi mi yapıyorsun, yoksa duygularınla mı?” diye, “ben Kamhi’yi insan saymam” dedim. O da, “ben de seni” gibilerinden bir şeyler söyledi. Üzerine yürüdüm, “hadi hodri meydan” dedim, “polis çağır” dedim. Yapılmaması gereken şeyler yapıyordum. Tıpkı Tektaş Ağaoğlu olayında olduğu gibi. Tektaş, “şairler imtiyazlıdır” dedi. İlhan Berk filan da vardı yanımızda. İtiraz ettim. Dayatınca, “senin baban hırsız, büyükbaban da hırsızdır” dedim. Şimdi düşünüyorum da Asım Bezirci, Rauf Mutluay hepsi kendine göre iyi insanlar. Kötülükleri varsa da kendilerine. Şimdi önüme çıksalar özür dilerim.Sivil itaatsizliğin de bir sınırı varmış, bunu öğrendim. İnsan kendine yeniden bakmak zorunda. Her insan her an yer değiştirebilir.   
           Zürih’te bir Alkolik Necla vardı. Kapının ardında yaşayan kadınlardan. Bunlar hayata göz deliğinden bakarlar. Hatta kapının ardına sandalye çekerler. Bana Atatürk’ün cinsel hayatını sormuştu. “Normaldir” dedim, adam kadınını bulamamış. Adam karısından Bakanlar Kurulu kararıyla boşanıyor, daha Medeni Kanun yürürlüğe girmemiş. İkinci defa Zürih’e gidişimde bu Necla bana bu defa genç erkeklerle yaşayan Safiye Ayla’nın cinsel hayatını sordu. Buna da “normaldir” dedim. Erkeğin parası olunca, yaşlı da olsa genç kadın tutabilir. Eğer kadının parası varsa, neden kendine genç erkek tutmasın! O zaman Necla bana kızmıştı, “sen de her şeye normaldir diyorsun” diyerek…  
          İnsan türünün temel maddesini sağlayan kadındır. Erkek fazladan bir varlıktır. Ondan sanatla falan uğraşıyorlar. Halbuki bilmiyorlar: Cibiliyetin cinsi olmaz.

                                                                                                                       ...

Devamı »

BULUNTU: Deliler Bayramı (Ece Ayhan Çağlar, 1956)

delilerbayramieceayhan

      Ece Ayhan’a dair araştırmalarım sırasında Yücel Dergisi’nin Nisan 1956 tarihli 6. sayısında karşılaştığım bu şiir,  yayımlanmış kitaplarına girmemiş olan bir şiirdir. Haziran 2014’te YKY tarafından yayımlanan, Tunç Tayanç’ın hazırladığı “Adım Ece Ayhan Çağlar” isimli kitaba özellikle baktım. Çünkü, sözünü ettiğim kitap, Ece Ayhan’ın (ya da Ayhan Çağlar’ın) “…1956 sonlarına kadar ortada yokum, her anlamda yokum…” diye bahsettiği gençlik dönemine ait şiirleri kapsıyordu. Tarih olarak o döneme denk düşen bu şiiri sizlerle paylaşıyorum.

Ayrıca, diğer Ece Ayhan ilgilerine EVV3L.org ve EVV3L.org Ece Ayhan İndeksi’nden (http://bit.ly/eceindeks adresinden) ulaşabilirsiniz.

      Ece Ayhan’a dair araştırmalarım sırasında Yücel Dergisi’nin Nisan 1956 tarihli 6. sayısında karşılaştığım bu şiir,...

Devamı »

KİTAPÇIK: ‘Kürt Çiçekleri: Özgür Gündem’den Yazılar (Ece Ayhan)’

Kürt Çiçekleri: Özgür Gündem'den Yazılar

       ‘Kürt Çiçekleri: Özgür Gündem’den Yazılar’ kitapçığı Ece Ayhan’ın 1992 yılında Özgür Gündem gazetesi için kaleme aldığı yazılardan oluşan bir kitapçık. Bu kitapçıkta yer alan yazılara ulaşma serüvenim, Noktürn Yayınları’nın yayımladığı ‘Hoş Çakal Hoş Tilki’ adlı Ece Ayhan’ın Enis Batur’a yazdığı mektuplardan oluşan kitabı okumamla başladı. Ece Ayhan’ın başından geçen ya da başına getirilen olayları gözler önüne seren bu kitapta özellikle  7 Ağustos 1997 tarihli mektubu dikkatimi çekti. Ece Ayhan bu mektubunda, “Her şey Özgür Gündem’de yazmamla başladı 1992. İşte bu yüzden sık sık yer ve ev değiştirmiştim. Kaç kez beni kaçırmak ve öldürmek istediler, v.s. (en ufak ruhsal bir durum yok, bütün geçmişteki olaylarımın dışında düşüniver ve bana inan.)” diyordu. Bu cümleleri okuduktan sonra büyük bir heyecanla hemen Ece Ayhan’ın kendi kitaplarına ve onun hakkında yayımlanmış diğer kitaplara baktım. 1992 yılına dair pek çok yazı vardı ancak yayımlanan diğer yazılarında olduğu gibi yazıların altında dergi ya da gazete adı ve tam tarih belirtilmemişti. Yani, 1992 yılına ait yazıların hiçbirinde ‘Özgür Gündem’ ibaresi göremedim. Kitaplarda yer alan ve 1992 yılına ait yazıların, kitaplaştırılmak üzere yazılmış olma ihtmalini göz önünde bulundurarak araştırmaya başlamış bulundum.

       ‘Kürt Çiçekleri: Özgür Gündem’den Yazılar’ kitapçığı Ece Ayhan’ın 1992 yılında Özgür Gündem gazetesi için kaleme...

Devamı »

İyi Bir Güneş (Ece Ayhan Çağlar – Hikâye)

“Dost Dergisi”nin Ekim 1958 yılında yayımlanan  3. cilt 13. sayısından bir Ece Ayhan Çağlar hikâyesi…


 

“Öldüğüm zaman çiçek göndermeyin benim çiçeklerim var”
Miss LU

 

Güneşli bir Pazar sabahı. Tatlı Bela geldi. Bir Pazar sabahı dışarıda. Geldi ödünç para istedi benden biraz. Altımda iskemle masada oturuyordum. Pencerenin önünde. Bahçeden geçtiğini görmemiştim. Radyoyu kıstım, gazeteyi bıraktım. İkimizin de gözlerinde ayrı ayrı anlamlara gelen tümleçlerin sonundaki soru işareti var. Aynı soru işareti.
                Ne kadar dedim.
                Şu kadar dedi. Saçlarını karıştırırken gülümsüyordu. Laden ağaçları gibi sallanıyor da. İstediğim pikap iğnelerini de getirmiş, küçük teneke kutusuyla cebinden çıkarıp elimin yanına, masaya koydu. Kente sık sık inemiyordum.
Deniz var önce. 
                Peki dedim. Biliyorsun..
                Evet dedi. Gülümsüyordu.
                Bir iki söz daha ettik. Dışarısı güneşle dolu.
                Sonra yüz seksen derece döndü birden. Bereket kapı arkasındaydı. Acele ediyor. Geldiğinde açık olan kapıyı çekti. Merdiveni indiğini duymamak için radyonun esini yükselttim.

"Dost Dergisi"nin Ekim 1958 yılında yayımlanan  3. cilt 13. sayısından bir Ece Ayhan Çağlar hikâyesi...   “Öldüğüm...

Devamı »