Kazanan Hep Jüridir! (Zafer Yalçınpınar)

Neredeyse herkes tarafından biliniyor; edebiyat ödülleri ile ödüllendirme sistematiğine karşı müthiş tepkiliyiz ve yıllardır canımızla, kanımızla büyük bir mücadele veriyoruz. Şu hakikati ortaya koyalım hemen: Ödüllendirme sistematiği, egosantrik yemlerle devam eden bir haksızlık yordamıdır. Ödüllendirme sisteminin bileşenleri, insan evlâdını melanete götürecek ‘geribeslemeli, geribildirimli bir düzenek’ şeklinde tasarlanmıştır. Bu sarmal düzenek, Türkiye’de ilk kez 1950’li yıllarda “Güdümlü Edebiyat” başlığı altında uygulanmaya başlanmış ve 65 yıldır edebiyatı, genç yazar ve şairleri kıskaçlarının içinde tutmayı başarmıştır. Bu düzeneğin yapısı çok karmaşık değildir aslında: Statüko dağıtarak statüko cukkalamak ve statüko cukkalayarak statüko dağıtmak! Saygınlık dağıtıp saygınlık elde etmek ve saygınlık elde edip saygınlık dağıtmak! Tezgâh, geribeslemeli, geribildirimli bir ilişkiyle devam ediyor… Edebiyat sosyolojisi üzerine çalışmış olan Taha Hüseyin, bir konferansında mevcut düzeneği ‘namussuz bir iktisadi ilişki’ olarak tanımlar. Bu düzenek, Yeni Kapitalizm’in

Neredeyse herkes tarafından biliniyor; edebiyat ödülleri ile ödüllendirme sistematiğine karşı müthiş tepkiliyiz ve yılla...

Devamı »

Edebiyat Piyasası-Piyasa Edebiyatı’ndan sanat çıkabilir mi? (Vasat Edebiyatı üzerine çeşitlemeler) (Taylan Kara)

                                                              Yıkma güdüsü aynı zamanda yaratıcı bir güdüdür.
M. Bakunin

     Geçen yıl Orhan Kemal Roman Ödülü ile ilgili dozunu düşük ve şiddetini hafif bulduğum küçük çaplı tartışmalar yaşandı. Bu tartışma, Türkiye’deki edebiyat ödülleriyle ilgili tartışmaya paralel gelişmişti. Bu ödüllerin veriliş mekanizmasındaki akıl almaz ilişkileri, mide bulandırıcı olayları ortaya koyarken birçok kimsenin adı geçti. Normal bir mantıkla düşünüldüğünde bu kişilerin, bu suçlamalar karşısında bir yanıt vermeleri, söylenenleri yalanlamaları, kendilerince doğru olanları ifade etmeleri, varsa düzeltme yapmaları, yoksa da bir açıklama yapmaları gerekirdi (1-5).

                                                              Yıkma güdüsü aynı zamanda yaratıcı bir güdüdür. M. Bakunin...

Devamı »

Ahmed Arif’le Konuşma (Nihat Berham & Ahmed Arif)

2 Şubat 1975 yılında Militan dergisinde yayımlanan bu söyleşide, “eşkıyalık” kavramı üzerine Ahmed Arif’in düşünceleri ve anıları yer alıyor. Ayrıca dönemin yayıncılık anlayışı içerisinde Varlık dergisinin de konumunu anlayabiliyoruz…


Nihat Berham- Dağlar Paşası Rüstemo’nun altındaki tarih 1948. Siz 1927 doğumlu olduğunuza göre 1948’de 21 yaşındaydınız. O günlerinizle ilgili bir şeyler söyler misiniz?

Ahmed Arif- Bu şiiri 1947 yılında askerdeyken yazdım. Varlık dergisinin yıllık antolojisinde bazı sözcükleri değişik ya da yumuşatılmış olarak yayımlandı. Attilâ İlhan’ın yardımı ve ısrarı olmasaydı bu şiirin yayımlanması olanaksızdı elbette.

Nihat Berham- Bu şiirin anlamını kısaca yorumlamak gerekseydi ne derdiniz?

2 Şubat 1975 yılında Militan dergisinde yayımlanan bu söyleşide, "eşkıyalık" kavramı üzerine Ahmed Arif'in düşünceleri v...

Devamı »

Parasız yatılıdan, Parasız Yatılı’ya dair sorular (Ece Ayhan & Füruzan)

“Yeni Edebiyat Dergisi”nin Mart 1971 yılında yayımlanan  2. Cilt 5.sayısında yer alan bu söyleşide, Ece Ayhan Parasız Yatılı’ya dair sorularını kitabın yazarı Füruzan’a yöneltiyor…


Ece Ayhan –  Yıl 1971. Kalabalıklar karşısına çıktı “Parasız Yatılı”. Böylece bir yazarsın artık Füruzan. Bakalım şimdi ne yapacaksın?

Füruzan- Ne yapacağım, aralıksız çalışıyorum, yazıyorum… Bir de havuzlarda çalışanların eline geçse diye düşünüyorum Parasız Yatılı. Yer minderleriyle çevrili odalara girse… Aşağılarda gaz lambalarının şişelerini bezle siliyorlardır. Bayram günlerini çok severler. Ben şimdi daha a seviyorum. Her yanı ikinci mevki olan vapurlarda kızararak gülümseyen gencecik gelinlerin bayram konukluklarını, artık yanlarına oturduğumda tedirgin olmayacaklar.

Ece Ayhan- Elbette, hayatın orta ikisinden ayrılan insanlar, çok sevecekler Parasız Yatılı’yı. İstanbul’da ve bütün kentlerde bunun bir anlamı, bir nedeni olmalıdır.

"Yeni Edebiyat Dergisi"nin Mart 1971 yılında yayımlanan  2. Cilt 5.sayısında yer alan bu söyleşide, Ece Ayhan Parasız Ya...

Devamı »

Naci Sadullah ile Nâzım Üzerine Konuşma (8 Mayıs 1974 – Oktay Bizer)

     Oktay Bizer- Nâzım Hikmet’le nasıl tanıştınız ?
     Naci Sadullah- Nâzım’ı dövmek istiyordum. Gittim de. O sıralar “Resimli Ay” dergisinde çalışıyordu…
     Oktay Bizer- Dövmeye mi? Neden?
    Naci Sadullah- Evet, 1927 mi, 28 mi ne… O yıllar henüz benim tandansım teşekkül etmiş değil, edebiyat zevkim de eski mi eski. O divan şairlerini filan seviyorum, Fuzulî, Bakî, Nef’î filan benim büyük isimlerim. Zaten kızıyorum da Nâzım’a. Çünkü, o sıralar merak edip sordumdu da bana göstere göstere “trrrum trrrum trak tiki tak”lı şiirini gösterdilerdi. Tabiî beğenmedim.

     Oktay Bizer- Nâzım Hikmet’le nasıl tanıştınız ?      Naci Sadullah- Nâzım’ı dövmek istiyordum. Gittim de. O sıralar...

Devamı »

İki yazarın ortak dili: çizim (John Berger & Latife Tekin)

(…)
      Kısa bir süre önce İstanbul’dayken dostlarıma beni yazar Latife Tekin’le tanıştırmalarını rica ettim. Şehrin kenarındaki gecekondularda yaşanan hayatı anlattığı romanlarından yapılmış bir iki çeviri bölüm okumuştum. Okuduğum o kısa bölümler bile beni yazarın düşgücü ve özgünlüğü açısından son derece etkilemişti. Herhalde o da gecekondularda büyümüştü. Dostlarım yemekli bir toplantı düzenlediler. Latife geldi. Ben Türkçe konuşamadığım için, doğal olarak, çeviri önerilleri geldi. Latife benim yanımda oturuyordu. İçimden bir şey bana, “Boş verin çocuklar, biz aramıza anlaşırız sanıyorum.” dedirtti.

(...)       Kısa bir süre önce İstanbul’dayken dostlarıma beni yazar Latife Tekin’le tanıştırmalarını rica ettim. Şehrin...

Devamı »